Tatlı Zehir (Mısır Şurubu)

Oxford Üniversitesi'nin yaptığı mısır şurubu araştırmasının yankıları sürüyor. Üniversiteden yapılan açıklamada, mısır şurubu kullanımının Türkiye'de de çok yüksek oranda olduğu belirtilmişti. Araştırmanın açıklanması, gözleri yine mısır şurubu ve içindeki fruktozu bolca kullanan, firma ve sektörlere çevirdi. Gofretten dondurmaya, bisküviden çikolataya neredeyse tatlı olan ve özellikle çocukların tükettiği tüm gıdalarda kullanılan mısır şurubu, sağlığımızı tehdit etmeye devam ediyor. Yılda yarım kilo kullanılması gereken fruktozun Türkiye'deki tüketimi yılda kişi başına 5 kiloyu buluyor.

UCUZ SEÇİLİYOR
 Uzmanlar fruktozun vücudumuzu yağ üreten bir makineye dönüştürdüğünü belirtiyor ve hızla kalp hastalığı, karaciğer yağlanması, hipertansiyon ve kansere yol açtığını belirtiyor. Türkiye'de firmalar doğal şeker kullanmayı yüksek fiyatlı olduğu için tercih etmiyor. Bunun yerine yüzde 80 fruktoz içeren mısır şurubunu tercih ediyor. Fruktoz, glikoza göre daha güçlü bir tatlandırıcı olduğu için daha az kullanılması yeterli oluyor ve dolayısıyla üretimde maliyeti düşürüyor. Fakat şekere göre çok daha zararlı olan fruktoz, insanlarda yağlanmaya, genç yaşta diabet hastalıklarına ve kansere kadar giden ölümcül sağlık sorunlarına yol açıyor.

HER YERDE VAR
 Fruktoz ve mısır şurubu, gıda sanayiinde hemen her üründe kullanılıyor. Sadece tatlandırıcı değil fonksiyonel özellikleri nedeniyle içeceklerde, fırıncılıkta ve süt ürünlerinde tercih ediliyor. Fruktoz şurupları tadı maskelemiyor. Aromalı tatlı gıdaların temel katkılarından biri. Buzdolabı sıcaklığında kristalleşmiyor. Bu yüzden dondurulmuş gıdalarda da kullanılıyor. Mısır şurubu; gazlı içecekler, çikolata, sakız, şekerleme, yumuşak şeker, meyve suyu, hamur işi tatlılar, dondurma, reçel, jöle, marmelat, helva, sütlü tatlılar, kurabiye türü bisküviler, ekmek dahil fırın ürünleri, yoğurt, mayonez, salata sosları, gofret, salamura gibi birçok yiyecekte bulunuyor.

ÜRETİM ARTTI İTHALAT DÜŞTÜ
 Türkiye'de mısır şekeri üretimi yapan firmalar bunun için alım garantili tarım yapsa da ithal ürün de kullanılıyor. TÜİK verilerine göre 2011 yılında 4.2 milyon ton mısır üretimi gerçekleştirdik. 2010 yılında yapılan ithalat ise 450 bin ton civarında gerçekleşti. Verilere göre 2003'te 1.8 milyon ton olan ithalatımız da üretimin artmasıyla azalıyor. Takvim

MISIR ŞURUBU NASIL YAPILIR?

Mısır şurubu, mısır nişastasının işlenmesi sonrasında elde edilmekte. Nişasta parçalanarak glikoza ve ardından glikoz fruktoza dönüştürülüyor. Mısır şurubu, yüzde 80 oranında fruktoz, yüzde 20 oranında glikozdan oluşuyor. Fruktoz, glikoza göre daha güçlü bir tatlandırıcı olduğu için daha az kullanılması yeterli oluyor, buda maliyeti düşürüyor. maliyet'in, paranın bu kadar önem kazandıgı günümüzde insan sağlıgına verilen değerin düşmesi ise oldukça anlamlı.

Amerika'da Glikoz Şurubuna Karşı Mücadele

 New York Belediye Başkanı, 453 gram ağırlığını geçen gazlı alkolsüz şekerli içeceklerin şehirde satılmasını yasaklıyor. Yasak 2013 Martda başlayacak. Yasağın nedeni yükske mısır şurubu içeren içeceklerin obeziteye ve şişmanlığa sebebiyet vermesi.

  ABD’de  içecekler, fast food büfelerinde, kahvelerde, lokantalarda, sinemalarda, spor alanlarında bardak ile satılıyor. Bardaklar küçük, orta ve büyük boy. Fast food büfelerinde, kahvelerde, lokantalarda, stadyumlarda, satılan şekerli içeceklerde genelde büyük boy. Amerikan halkı son zamanlarda sağlık konularına önem verdikçe  mısır şurubuna da karşı olmaya başladı. Şekerli içeceklerde genelde mısır şurubu içermekte.

 Şimdilerde varlıklı kesimde moda, Meksika’dan kaçak gelen küçük şişelerdeki kolaları satın almak. Çünkü Meksika’daki kola üreticileri kolada mısır şurubu yerine şeker kamışı şekeri kullanıyor. Not : ülkemizde içeceklerin meyve sularının ve de limonataların neredeyse hepsi mısır şurubu içermektedir.

Glikoz Şurubuna Dikkat

Kanser, obezite, hormon bozukluğu, şeker hastalığı, bunama, hipertansiyon, kalp, böbrek yetmezliği gibi birçok rahatsızlığa sebep olan glikoz şurubu hayatımıza girdiğinden bu yana bebek mamaları-bisküvilerinden tutun yaş pastalara kadar her tatlı gıdanın içinde yoğun şekilde yer alıyor. 

Üreticiler ürün etiketlerindeki ‘içindekiler’ bölümüne en çoktan aza doğru kullandıkları malzemeleri yazıyor. Dondurma içeriklerinin de su ile başlayıp şeker, glikoz şurubu şeklinde devam ettiğini biliyor musunuz? 

Piyasada içinde bu suni şekeri barındırmayan hazır dondurma ne yazık ki yok. Çocukların günde bir ya da birkaç kez, yüksek miktarda bu gıdayı tükettiklerini düşünecek olursak aşırı derecede glikoz şurubuna maruz kaldıklarını söyleyebiliriz. 

Diyetisyen Özlem Akın Uzunhasanoğlu glikoz şurubunun kişinin yeme dengesini tamamen bozduğunu, her defasında vücudun daha fazla tatlı ve karbonhidratlı besinleri istediğini anlatıyor. Özlem Hanım beraberinde yaşanacak sağlık sorunlarını ise şöyle sıralıyor: “Bağışıklık sistemi zayıflıyor, vücudun mineral dengesi bozuluyor, hiperaktivite-dikkat dağınıklığı-huysuzluk artıyor, böbrekler zarar görüyor, krom-bakır eksikliği ortaya çıkıyor, kan damarları daralıyor, saçlar beyazlıyor, cilt kuruyor, MS hastalığının belirtileri artıyor, hipoglisemiye sebep oluyor, kalp yağlanıyor, gıda alerjileri çıkıyor, kabızlık yaşanıyor ve adrenalin seviyesini artırıyor.” 

glikoz şurubundan bal

Ticari glikozun içine bir miktar polen, renklendirici ve esans eklenerek bal üretmek artık mümkün, üstelik bu bala bir ismide var, piyasada 'arı görmemiş bal' deniyor. Arıların daha çok ve kolay bal yapabilmesi için arıcılar tarafından bal üretim mevsimlerinde kovanların önüne sakkaroz (şeker şurubu) veya glikoz konuluyor. Bu ballara 'arı karnı görmüş bal' deniliyor. Bu sahteciliğin tespit edilmesi ancak ileri teknolojiye sahip gelişmiş laboratuvarlarda mümkün olabiliyor. Ticari balın içine yaklaşık yüzde 10 bal katılarak ‘doğal süzme bal’ olarak satılıyor. Petekli ballarda saf balmumundan yapılmış petek kullanılması gerekirken daha ucuz olan petrol ürünü kanserojen mum karıştırılmış petek kullanılıyor. Arıcıların kovanlardaki mum güvesine karşı kullandıkları naftalin bala karışıyor. Bu naftalinli bal imha edilmesi gerekirken piyasada satılıyor.

Fruktozun Glikozdan Farkı

Normalde meyve şekeri olarakda bilinen fruktoz, bağırsaklarda emilir ve meyvede bulundugu için liflerin etkisi ile yavaşca kana karışır, fakat hazır mevye sularında ise bu şeker çok hızlı şekilde kana karışmakta ve emilmektedir. Bu ise lifsiz olduklarından dolayıdır.

Yemek yedikten sonra vucudumuzda glikoz hızlı şekilde yükselir ve buda beyinde doyma noktası olan hipotalamus nöronlarına etki eder ve durmayı söyler. Bu şekilde açlık merkezi sistemi devreye girmez ve yeme istegi sona erer.

Bu glikoz etkisinde olurken fruktozde ise hiç bir şekilde böyle bir etki ortaya çıkmaz, bu durumda fruktoz alımına devam edilir ise enerjiye ve yemege ihtiyaç olmasa bile kişi yemek yemek istegi ortaya çıkar. Açlık hissi devam edecektir, buda ekstra kalori alımı demektir. Bu gıdaları yediginizde daha çok yemenizi fruktoz neden olacaktır. Bu durumda en büyük etkisi görüşmektedir, daha sonrasında bu fruktozda karavciger glikoza dönüşücektir.

Glikoz Fruktoz Mısır Şurubu Tehlikesi

Şirketler neden mısır şurubu kullanıyor:

- Yüksek raf ömrü
- Şekere göre çok daha ucuz maliyeti
- daha iyi görüntü vermesi
- Daha iyi kıvam sağlaması
- kolay tedarik edilmesi

Şeker pancarından üretilen gerçek şeker yerine mısır şurubu kullanımın şirketlere bu tür avantajları varken, tüketicilere ne gibi zararları var. İşte aşagıdaki videoda uzmanlar bunu çok iyi şekilde anlatıyorlar. Yüksek fruktoz ve glikoz şurubu olan yiyeceklerden uzak durulması gerektigini belirtiyorlar.

Glikoz molekülü

Glikoz molekül yapısını merak edenler için. İşte altı karbonlu yapının demosu.

seker zararlari

Şekerin her geçen gün bilim dünyası tarafından ne kadar zararlı olduğunu duymaya başladık. Şeker aslında masum gibi tatlı bir tat barındırsada aslında hiçde öyle olmadıgı ortaya çıkmakta. Bu şeker tabiki ister doğal pancar şekeri, ister şeker kamışı ya da glikoz şurubu - mısır şurubu içeriklerinden oluşssun her türlüsü zararlı oldugu kanıtlandı. Özellikle glikoz şurubunun iki kat daha zararlı olduğunu tekrar hatırlatalım.

Gelelim şekerin zararları madde madde sıralanmış olarak:
  • Kanser hücrelerini beslediği ortaya çıkan şeker, ayrıca yeni kanser oluşumundada bağlantılı bulundu.
  • astım, multi sikleroz gibi hastalıklara neden olabilir
  • karaciğerinizi büyütücü etkisi gösterebilir- böylece daha çok yağ depolamanızı, kilo almanızı sağlar.
  • böbrek'te taş oluşumuna destek olmakta, ayrıca böbrekte patolojik değişiklikler ortaya çıkarabilir
  • Alzheimer hastalıgı riskini arttırır
  • hormonal dengesizlikler yaparak, östrojen vb hormonların salımını arttırabilir
  • Kanınızda şeker nişastaya göre  2 ile 5 kat daha fazla yağa dönüştürülür
  • vucudunuzdaki mineral ilişkisini bozucu etki oluşturabilir, bakır eksikliği gibi.

Bal ve glikoz şurubu

Yoksa bazı uyanıklar ‘bal alacak çiçeği' iyi mi biliyor? Sahtesini anlamanın mümkün olmadığı ucuz balları işin uzmanlarına sorduk.
Günün herhangi bir vakti ev, iş veya cep telefonunuzun tanımadığınız bir numara tarafından aranması bal gibi mümkün! Telefonu açtığınız an otomatik bir ses tonu, bilmem ne ballarının 4 kilosunu 100 TL'ye sattıklarını belirterek sizden sipariş almaya çalışabilir. Hadi bundan yırttınız diyelim, kumandayı elinize alıp televizyon kanalları arasında dolaşmaya başladığınızda bu kez dakikalarca süren petek, süzme ve karakovan bal reklamlarına mutlaka yakalanırsınız…

Son dönemde hayli artan bal reklamları ağzımızın tadını bozabilir mi? 4 kilogram doğal balı, 60 TL değerindeki polen ve 20 TL kargo ücreti dâhil 100 TL'ye almak mümkün mü? Ünlü isimleri de reklamlarında kullanarak televizyon ekranından bal satan bu firmalara telefonla ve mail yoluyla defalarca ulaşmaya denememize rağmen bize geri dönen ve sorularımıza cevap veren olmadı. İnternetteki form sitelerinde alınan balların bir ay içinde şekerlendiği, eksik gramajda bal gönderildiğine dair tonlarca şikâyet var. Satılan ucuz balların glikozla yapıldığını söyleyenler de var, direkt üreticiden alındığı için bu kadar ucuza verildiğini belirten de. Ancak bir gerçek var ki, o da gerçek bal ile sahte balı normal bir insanın ayırt etmesinin mümkün olmadığı. Balın bozdolabında şekerlendiği, gerçek balın sürekli akışkanlığa sahip, normal balın kokusuz ve kıvamının daha katı olduğu gibi halk arasında kulaktan kulağa yayılan ve uygulanan ayırt etme bilgilerinin çok da yeterli ve sağlıklı olduğunu söyleyemeyeceğiz. Çünkü doğal olmayan bal üretenler bütün bu özelliklere sahip bal üretme noktasında da maharet sahibi. Genelde arı görmemiş bal olarak da isimlendirilen bu ürünler, tamamen yapay olarak, glikoz, fruktoz gibi şekerlerin, içlerine birtakım esans ve gıda boyaları katılarak bal kıvamına getirilmesiyle elde ediliyor. Sahte balın içine zaman zaman koku ve aroma için tüketiciyi aldatmaya yönelik doğal bal ilavesi de yapılabiliyor. Ancak laboratuvarlarda uzun süren araştırmalar sonucunda balın kalitesi anlaşıldığına göre aldığımız kilolarca bal ile ağzımıza ancak bir parmak bal çalınması ihtimal dâhilinde.

Ülkemizde bal daha çok şifa niyetine tüketilen bir ürün. Mideye, kalbe, damarlara, kana ve ciğerlere sayısız etkileri var. Uykusuzluğa çözüm olduğu kadar, şeker hastaları için de faydalı. Hâliyle hastaların ve çocukların fazlaca tükettiği balı alırken üzerinde Tarım Bakanlığı'nın izni ve organik sertifikası olan balları tercih etmek gerekiyor. Özellikle Doğu illerinin adı kullanılarak çarşı pazarda satılan ve Türk Gıda Kodeksi'ne uygun olmayan balların yurtdışından ülkemize sokularak piyasaya sürüldüğü yıllardan beri dillendiriliyor. İçeriklerinin ve üretilme ortamlarının belirsizliği sebebiyle tüketici sağlığını tehdit eden bu balları tercih etmek ağzınızın tadını kaçırabilir. Bunun yanında petekli bal üretimi için kolonilere balmumundan yapılan plakalar yerine daha ucuz petrol ürünü mum karıştırılması kansere davetiye çıkarıyor. Bal standardı ve kodeksi balda glikozu yasaklasa da fabrikalarda mısırdan üretilen ticari glikozun içine bir miktar polen, renklendirici ve esans katılarak satılan ya da arılara şeker şurubu/glikoz verilerek elde edilen ballar piyasada rahatlıkla müşteri buluyor. Aynı zamanda özellikle son dönemlerde yurtdışından ülkemize gönderilen naftalinli ballar piyasada rahatlıkla satılıyor. Arıcıların kovanlarındaki mum güvesi zararlısına karşı kullandığı petrol ürünü naftalinler, uçucu ve balmumu tarafından emilme özelliğinin bulunması sebebiyle kolayca bala geçebilen bir madde ve kanserojenlik sıralamasında dünyadaki en önemli 10 maddeden biri. İç piyasadaki ballarda naftalin kalıntı analizi maalesef yapılmıyor.

30 yıldır arıcılık yapan Mehmet Demircioğlu, piyasada satılan balların mübalağa olduğunu belirterek doğal bir balın 50 TL'den aşağıya satılamayacağına dikkat çekiyor: “15 TL'ye petekli bal satılıyor; ama bunlar şeker yedirmek suretiyle elde ediliyor.

Gece küvetten arıya şeker şurubu veriyor, gündüz de çiçeğe gidiyor. Piyasada çam balı var, en ucuz bal odur. Kalitesi düşüktür. Pamuk çiçeği balı vardır. 4 kilosu 100 TL'ye satılan balların asla kaliteli bal olduğunu düşünmüyorum. Yurtdışından, kaçak yollardan da getiriyor olabilirler. Ben kestane ve ıhlamur balının kilosunu 50 TL'ye veriyorum. Toptan alınırsa 30 TL'ye verilir.” Terzioğlu, gerçek bal ile sahte balı normal bir insanın ayırt etmesinin mümkün olmadığını ve sıkı bir denetimin şart olduğunu kaydediyor.

Peki piyasadaki balların denetimi nasıl ve kim tarafından yapılıyor? Bu konuda yetkili merci Tarım Bakanlığı. Sürekli olarak bal üreten firmaları yakından denetleyen bakanlık, zaman zaman sahte bal üreten firmaların isimlerini de afişe ederek sahte balın önüne geçmeye çalışıyor. Son dönemde artan bal reklamlarına ilişkin sorumuza bakanlık yetkilileri şu cevabı veriyor: “Medya organları yoluyla satışta bulunan firmalar hakkında kurumumuza da değişik kanallarla ihbar ve şikâyetler intikal etmektedir. Bu ihbar ve şikâyetler doğrultusunda yapılan araştırmalar neticesinde, bu şekilde bal ve arı ürünü satışı yapan firmalar hakkında özellikle olası bir tağşişin (karıştırma) tespiti amacıyla mevcut olarak yürütülmekte olan ‘Bal Denetim Programı'na ek olarak kapsamlı bir kontrol ve denetim çalışması başlatılmıştır.” 174 Alo Gıda Hattı, Bimer (Başbakanlık Bilgi İşlem Merkezi) başvuruları ve şahıs dilekçeleri doğrultusunda her ürün ile ilgili resmî kontrollerin yapıldığına ve numuneler alındığına dikkat çekiliyor. 2011 yılı içerisinde kasım ayı itibarı ile 660 arı ürünleri üretim yerinin denetlendiğini ve 1130 arı ürünü numunesi alındığını kaydeden yetkililer, balın besleyici özelliklerinin yaygın olarak bilinmesinin, bal ve diğer arı ürünlerini dünya genelinde popüler hâle getirdiğini ve yüksek bir talep oluşturduğunu ifade ediyor: “Bu talep neticesinde bir yandan kaliteli balın fiyatı artarken diğer yandan sahte yollarla üretim de artmaktadır. Balda yapılan taklit ve tağşişin önüne geçebilmek için riske dayalı kapsamlı bir denetim ve kontrol planı başlatılmıştır.” En son olarak televizyonlardaki bal reklamlarına yönelik şikayetler artınca topu RTÜK'e atan Tarım Bakanlığı, yeni çıkacak gıda denetim yasası ile birlikte bu tarz yanıltmaların önüne daha süratle geçebileceklerini kaydediyorlar. Her bal üreticisinin bağlı bulunduğu Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüklerinde kayıt olması gerektiğine dikkat çeken Bakanlık, 2010 yılında ülkemizde organik 25 bin 607 kovan ve 208 bin 14 ton bal üretimi bulunduğunu belirtiyor.

Durum böyle iken son dönemde artan bal reklamları tüketici üzerinde nasıl bir psikoloji doğurdu, sorusuna cevap aramak için Altıparmak Gıda Pazarlama Direktörü Gürsal Gürarda'ya başvurduk. TV'de bal satan firmaların bir anda bu kadar artış göstermesinin tüketicilerde kafa karışıklığına sebep olduğunu belirten Gürarda, “Bu satış yönteminin meydana getirdiği etkinin temelinde ne yazık ki tüketicilerin gıda maddeleri konusunda yetersiz bilgi birikimine sahip olmaları yatıyor. Özellikle de bal kategorisinde tüketicilerin bilinç düzeyinin yükseltilmesi gerekiyor. Gerek bal gerekse tüketici hakları konusunda bilinç artıkça, bu durumun tersine döneceğine inanıyoruz. Burada tüketici tarafından sorgulanması gereken asıl mesele; sadece bal değil, herhangi bir gıda maddesinin TV aracılığıyla satışının doğru olup olmadığı konusudur. Söz konusu satış kanalları gıda güvenliği anlamında denetlenemediği için bu durum tüketiciler açısından risk taşıyor.” diyor. Fiyatın balın gerçek yahut hileli olduğunun bir göstergesi olamayacağına dikkat çeken pazarlama direktörü, bal doğal bir ürün olduğu için (tabii eğer satışa sunulan bal gerçekten doğal, sahte veya hileli değilse) aslında fiyatını da doğanın kendisinin belirlediğini kaydediyor. Üretimin çok olduğu dönemde bal fiyatlarının düşebileceğini belirten Gürarda, nerede satılırsa satılsın, detaylı laboratuvar analizi yapılmadan piyasada ucuza satılan balların gerçekliğinden söz etmenin mümkün olamayacağını söylüyor. Altıparmak Gıda bünyesindeki tüm balların Avrupa'nın en kapsamlı dört eş değer bal analiz laboratuvarı arasında yer alan Altıparmak Ar-Ge ve Kalite Kontrol Laboratuvarı'nda 65 parametrede ve milyarda 1 (mg / kg) hassasiyette analiz edilerek satışa çıkarıldığını ifade ediyor. Piyasada tüketilen bal artışından memnun olan Gürsal Gürarda yine de tüketiciyi uyarmadan edemiyor: “Ülkemizde sahte, hileli bal sorunu olduğu bir gerçek... Altıparmak Gıda olarak her fırsatta bal konusundaki bilincin artmasını destekleyici çalışmalar yapıyoruz.”

Evet, ‘bal olan yerde sinek de çok olur' demiş atalarımız. Gerçek bal yemek isteyen tüketicilere düşen şey Tarım Bakanlığı'ndan izin almış, sürekli denetime tabi tutulan balları tercih etmek. Yoksa şifa niyetine bal yiyeyim derken kanserojen ihtiva eden ürünleri tüketerek ‘er kişi niyetine' sedasını duyabilirsiniz.





Remzi Özbay (Kaçkar Bal Yönetim Kurulu Başkanı): Bal, hileye çok müsait bir üründür

“Piyasada satılan ballar Nasreddin Hoca'nın kedi-ciğer fıkrasını hatırlatıyor. Ciğer burada ise kedi nerede, kedi bu ise ciğer nerede? Oturup hesaplıyorum. Kargo masrafı 20 TL tutar, 60-70 TL polen veriyorlar. Televizyonlara verilen reklam parasını da dâhil edin buna. Bal şifalı bir şey, bedava yedirsinler tabii. Ama gerçek bal mı bu belli değil. Birçok müşterimiz bizi arıyor, kafaları karışık; size fazla mı para ödüyoruz diyorlar. Birçoğu bu balı bizim sattığımızı sanıyor. Ben Türkiye'nin en kaliteli bal üreticilerinden birisiyim, o fiyata bunu satmam mümkün değil. Piyasada satılan balları şeker ve glikoz ile üretip satsalar bile bu fiyata satılamaz. İçine ne katıyorlar bilmiyorum. Burada büyük bir rant var. Kur'an-ı Kerim'de ayetle övülen bal ve arıların düzenine böyle müdahale etmek, ayetin bir harfini değiştirmekle aynı şey bana kalırsa. Biz balın hilelerinden anlamadığımız için kulaktan dolma şeyler duyuyorum. Hileye çok müsait bir üründür bal. Rengi ve kıvamı organik balın aynısı bal yapabilirler. İyi denetlenerek, organik sertifika alan balları tercih etmek lazım. Her sene özel bir firma haberli yahut habersiz beş kez bizi denetlemeye gelir. Bizim ballarımız konvansiyonel bal ile aynı rafta satılmıyor zaten. Gerçek balda son kullanma tarihi de olmaz. Türkiye'deki bal kodeksi gereği mecburen son kullanma tarihi koymak zorunda kalıyoruz. Organik bal ile konvansiyonel bal arasında sayısız farklar vardır. Konvansiyonel bal üreticileri, peteklerde petrolden üretilen lifler kullanır. Buna bakanlık müsaade veriyor. Arılarda farklı arı hastalıkları oluyor. Bununla ilgili çeşitli kimyasal ilaçlar kullanılıyor. Organik balda ise bu ilaçları asla kullanamazsın, doğal ilaçlar kullanma zorunluluğu var. Türkiye'de yüzde 5 organik bal üretiliyorsa geri kalan balın tamamı organik olmayan baldır. Bal ormanı projeleri son dönemde hız kazandı, bu sevindirici gelişme. Biz ürettiğimiz organik balın kilosunu toptan 150 TL'ye satıyoruz. Bayilerimiz bunu 250-300 TL arasında satıyor. Bizim balların tamamı kayıtlıdır, onun haricinde bal satamazsınız. Sadece arının ürettiği balı tüketmek lazım şifa arıyorsak. Bunun içinde organik bal etiketi olan balları tüketmek gerekiyor. Başka çözümü yok.

H. SALİH ZENGİN - AKSİYON DERGİSİ